Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · Esas No: 2025/6502 · Karar No: 2026/3286 · Karar Tarihi: 04.06.2026 · Onama
Bir nakliyat sigortacısı, sigortalısına ödediği 140.388,63 euro hasar bedelini taşıyıcılardan geri almak için icra takibi başlattı. Takip talebinde alacağın euro tutarı da, Türk lirası karşılığı da yazılıydı. Yazılmayan tek şey, bu dövizin hangi tarihteki kur üzerinden tahsil edileceğiydi. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, bu tek eksiklik nedeniyle ortada usulüne uygun bir icra takibi bulunmadığına, dolayısıyla itirazın iptali davasının esası hiç incelenmeden reddedilmesi gerektiğine karar verdi.
Uyuşmazlık Nasıl Doğdu
Davacı sigorta şirketi, bir demir çelik fabrikasına ait fırın transfer masası, sürücü ve panolarını nakliyat emtia abonman poliçesi ve mali sorumluluk poliçesi ile teminat altına almıştı. Emtianın deniz yoluyla taşınması sırasında dört kaptan ikisinde hasar meydana geldi, hasar liman sahasında tutanak altına alındı ve ekspertiz raporuyla tespit edildi.
Sigorta şirketi 140.388,63 euro (o tarihteki karşılığı 391.951,03 TL) tutarındaki hasar bedelini sigortalısına ödedi. Ödemeyle birlikte, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1472. maddesi uyarınca sigortalısının taşıyıcılara karşı sahip olduğu haklara halef oldu. Bu hakka dayanarak taşıma acentesi ve alt taşıyıcı konumundaki iki şirket aleyhine icra takibi başlattı. Borçlular takibe itiraz edince takip durdu ve sigorta şirketi itirazın iptali davası açtı.
Yerel Mahkeme ve İstinaf Ne Karar Verdi
Dosya bir kez bozulduktan sonra Bölge Adliye Mahkemesi bozma ilamına uydu ve yargılamayı yeniden yaptı. Bu kez mahkeme, işin esasına hiç girmeden takip talebinin kendisini inceledi ve şu tespiti yaptı:
- Takip talebinde 131.251,38 euro asıl alacak ve 9.137,25 euro işlemiş faiz, toplam 140.388,63 euro talep edilmişti.
- Harca esas değer olarak 391.951,03 TL gösterilmişti.
- Ancak alacağın hangi tarihteki kur üzerinden tahsil edileceği belirtilmemişti.
Mahkemeye göre, harca esas değerin Türk lirası olarak yazılmış olması alacağın Türk lirası olarak talep edildiği anlamına gelmiyordu. Yabancı para aynen istenmişti ama 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 58/3 maddesinin aradığı kur beyanı yoktu. Bu eksiklik kamu düzenine ilişkin olduğundan hâkim tarafından resen dikkate alınmalıydı. Sonuç olarak ortada usulüne uygun bir icra takibi bulunmadığı gerekçesiyle dava, dava şartı yokluğundan usulden reddedildi.
Yargıtayın Değerlendirmesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararı onadı. Daire, kapatılan 19. Hukuk Dairesinin 2013/7875 E., 2013/11547 K. ve 2011/1648 E., 2011/12074 K. sayılı kararlarının da aynı yönde olduğunu vurguladı. Yani bu, tek bir dosyaya özgü sert bir yorum değil, yerleşik uygulamanın teyididir.
Kararın dayandığı mantık, İcra ve İflas Kanununun 58/3 maddesinin gerekçesinde açıkça yazılıdır: alacaklının yabancı para alacağının Türk parası karşılığını takip talebinde göstermesi yeterli değildir, bu alacağın hangi tarihteki kur üzerinden tahsilini istediğini de açıkça belirtmesi gerekir. Bunun pratik sebebi şudur: haciz ve paraya çevirme aşamasından sonra icra müdürlüğünün alacağın karşılanıp karşılanmadığını hesaplayabilmesi için, yabancı para alacağının vade veya tahsil tarihindeki Türk lirası karşılığını bilmesi zorunludur.
Dosyada dikkat çeken bir ayrıntı da masraf tablosudur: davayı kaybeden sigorta şirketi, sadece Yargıtay duruşması için 40.000,00 TL vekâlet ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmiştir. On yılı aşkın süren bir yargılama, esasa hiç girilmeden, takip talebindeki bir cümlenin eksikliği yüzünden kaybedilmiştir.
Kararın Pratik Sonucu
Nakliyat, emtia ve mali sorumluluk sigortalarında hasar çoğu zaman döviz üzerinden ödenir. Rücu alacağı da bu durumda döviz alacağıdır. Karar, döviz üzerinden rücu takibi yapan sigorta şirketleri ve vekilleri için şu sonuçları doğurmaktadır:
- Takip talebine kur ibaresi mutlaka yazılmalıdır. "Fiili ödeme tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden Türk lirası olarak tahsili" gibi açık bir ifade kullanılmalıdır.
- Harca esas değer yazmak yeterli değildir. Uygulamada sık yapılan hata, Türk lirası karşılığını harç hesabı için yazıp kur tarihini atlamaktır. Bu, alacağın Türk lirası olarak talep edildiği sonucunu doğurmaz.
- Eksiklik sonradan tamamlanamaz. Dava şartı yokluğu kamu düzenindendir, resen dikkate alınır ve karşı taraf itiraz etmese bile mahkeme gözetir.
- Zamanaşımı riski doğar. Takip usulsüz sayıldığında zamanaşımını kesme etkisi de tartışmalı hâle gelir. Halefiyete dayalı rücuda zamanaşımı olay tarihinden işlediği için, yeniden takip başlatmaya kalkıldığında sürenin dolmuş olması muhtemeldir. Rücu davalarında sürelerin nasıl işlediği konusunda halefiyet ve rücu hakkı yazımıza bakılabilir.
- Alternatif yol doğrudan alacak davasıdır. Karşı taraf zaten itiraz edecek profildeyse, icra takibi yerine doğrudan rücuen tazminat davası açmak bu usul riskini ortadan kaldırır. Buna karşılık icra inkâr tazminatı imkânı da kaybedilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Döviz alacağı için icra takibinde ne yazılmalı?
Takip talebinde hem yabancı para tutarı, hem Türk lirası karşılığı, hem de alacağın hangi tarihteki kur üzerinden tahsil edileceği açıkça gösterilmelidir. Uygulamada tercih edilen ifade, fiili ödeme tarihindeki Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden tahsil talebidir. Ayrıca yabancı paraya ilişkin faiz talebinin de belirtilmesi gerekir.
Harca esas değeri Türk lirası yazmak yeterli değil mi?
Yeterli değildir. Yargıtay, takip talebinde harcın hesaplanabilmesi için Türk lirası karşılığının yazılmasının, alacağın Türk lirası olarak talep edildiği sonucunu doğurmayacağını belirtmiştir. Alacak yabancı para olarak istendiğinde kur tarihinin ayrıca gösterilmesi zorunludur.
Kur tarihi yazılmazsa ne olur?
Usulüne uygun bir icra takibi bulunmadığı kabul edilir. Buna dayanılarak açılan itirazın iptali davası, esasa girilmeden dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilir. Alacağın gerçekten var olup olmadığı hiç tartışılmaz.
Bu eksiklik yargılama sırasında düzeltilebilir mi?
Karara göre düzeltilemez. Eksiklik kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece resen dikkate alınır. Doğru yol, takibi baştan usulüne uygun biçimde yapmaktır.
Sigorta şirketinin sigortalısına ödeme yapması rücu hakkı için yeterli mi?
Ödeme, halefiyetin doğması için zorunlu şarttır ancak tek başına yeterli değildir. Sigortacı, sigortalısının üçüncü kişiye karşı sahip olduğu hakkı devralır ve bu hakkı sigortalısının tabi olduğu tüm sınırlar ve def'ilerle birlikte kullanır. Ayrıca alacağın takibinin usul kurallarına uygun yürütülmesi gerekir.
Rücu alacağı için icra takibi mi, dava mı daha doğru?
Karşı taraf bir sigorta şirketiyse takip çoğunlukla itirazsız kesinleşir ve toplu takip mantığı verimli olur. İtiraz beklenen dosyalarda ise doğrudan alacak davası zaman kaybını azaltır. İcra takibinin avantajı, itirazın iptali davasının kabulü hâlinde asıl alacağın yüzde 20'sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesidir.
Bu yazı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 04.06.2026 tarihli, 2025/6502 E., 2026/3286 K. sayılı kararının özetlenmesinden ibaret genel bilgilendirme amaçlı bir içeriktir; hukuki görüş veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. Karar metnindeki taraf ve şirket bilgileri Yargıtay tarafından maskelenmiş hâlde yayımlanmaktadır. Her dosyanın kendine özgü koşulları vardır ve buradaki değerlendirmeler somut olayınıza doğrudan uygulanamaz. Döviz üzerinden rücu takibi veya itirazın iptali davası hazırlığınız için büromuzla iletişime geçebilirsiniz.
Av. Hakan Elçi