Yurt dışından ürün ithal eden distribütörlerin, iş ilişkisi sona erdikten sonra üretici firmanın markasını kendi adına tescil ettirmeye çalışması, marka hukukunda sık karşılaşılan bir kötü niyet örneğidir. Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin bu kararı, böyle bir uyuşmazlığın nasıl çözümlendiğini gösteriyor.
Dava Nasıl Başladı?
Çin menşeli bir üretici firma olan davacı, kendisine ait markanın Türkiye'deki eski distribütörü tarafından haksız yere kendi adına tescil ettirildiğini ileri sürdü. Davacı, davalının bir fuar sırasında haksız yere delil tespiti yaptırdığını, hatta Cumhuriyet Başsavcılığı'na yaptığı şikâyet üzerine fuar alanında arama ve el koyma kararı aldırarak müvekkilinin ürünlerinin sergilenmesini engellediğini iddia etti. Bu gerekçelerle, davalı adına tescilli markaların hükümsüzlüğünü, sicilden terkinini ve davalının ticaret unvanından ilgili ibarenin çıkarılmasını talep etti.
Davalı taraf ise, markayı dönemin marka sahibinin izni ve bilgisi dahilinde tescil ettirdiğini, o dönemki hak sahibinin kendisine onay verdiğini savunarak davanın reddini istedi.
Mahkemenin Kötü Niyet Değerlendirmesi
Mahkeme, konuyu iki ayrı bilirkişi raporu ve bir ek rapor ile derinlemesine inceledi. Yapılan araştırmada, davacının ilgili alan adını (internet sitesini) 2014 yılından beri kullandığı, davalının ise tanıtım evraklarında kendisini "Çinli üreticinin Türkiye distribütörü" olarak tanıttığı; hatta davalının marka başvurusundan 3 yıl önce aynı markalı ürünlerin Türkiye'ye ithal edildiği tespit edildi.
Bu bulgular ışığında mahkeme, davalının markadan ve gerçek hak sahibinden haberdar olduğu hâlde markayı kendi adına tescil ettirdiği, hatta daha önceki sosyal medya paylaşımlarında kendisini üreticinin distribütörü olarak tanıttığı hâlde sonradan bu markayı davacıya ve ithalatçılarına karşı kullanmaya çalıştığı sonucuna vardı. Mahkeme bu davranışı "şantaj amaçlı kötü niyetli tescil" olarak nitelendirerek, 6769 sayılı SMK'nın 6/2 ve 6/6 maddeleri kapsamında markanın hükümsüzlüğüne karar verdi. Ayrıca, davalının ticaret unvanını da 2020 yılında bu ibareyi içerecek şekilde değiştirdiği ve bunun 6102 sayılı TTK'nın 52. maddesi anlamında ticari dürüstlüğe aykırı olduğu tespit edilerek unvan terkinine de hükmedildi.
Kararın Önemi
Bu karar, distribütörlük veya bayilik ilişkisi içinde bulunan tarafların, üreticiye ait markayı kendi adına tescil ettirmesinin Türk hukukunda kötü niyetli tescil olarak değerlendirilebileceğini ve hükümsüzlük yaptırımına tabi olduğunu somut biçimde ortaya koyuyor. Yurt dışı üretici firmalarla çalışan işletmelerin, distribütörlük sözleşmelerinde marka tescili ve kullanım haklarına ilişkin açık hükümlere yer vermesi büyük önem taşıyor. Marka koruması hakkında temel bilgiler için marka tescili rehberimizi inceleyebilirsiniz.
Bu yazı, ilgili mahkeme kararının kamuya açık metninden hareketle genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut uyuşmazlıklarda hukuki değerlendirme için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Av. Hakan Elçi