Mahkeme: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · Esas No: 2025/565 · Karar No: 2026/259 · Karar Tarihi: 15.04.2026
Kısa cevap: Bu haftalarda "Yargıtay'dan emeklilikte emsal karar, zorunlu hizmet birleştirme dayatılamayacak" başlığıyla geniş yankı bulan haberlerin dayandığı karar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2025/565 Esas, 2026/259 Karar sayılı ve 15.04.2026 tarihli kararıdır. Kararın özünde ilan edilen şey, sigortalıların hizmetlerini birleştirmeye "asla zorlanamayacağı" yönünde genel ve soyut bir kural değil; bir mahkemenin, davacının dava dilekçesinde açıkça talep ettiği kapsamın dışına çıkarak karar veremeyeceğidir. Somut olayda bu, davacının SSK hizmetleri esas alınarak aylık bağlanması talebiyle sınırlı kalınması gerektiği anlamına geldi ve Hukuk Genel Kurulu, ilk derece mahkemesinin bu yöndeki direnme kararını yerinde buldu.
Dava Nasıl Başladı
Davacının SSK'ya (Sosyal Sigortalar Kurumu) tabi 6.730 gün, Emekli Sandığı'na tabi 450 gün ve Bağ-Kur'a tabi 2.092 gün hizmeti bulunuyordu. 28.03.2002 tarihinde tahsis (emeklilik) talebinde bulunduğunda, 506 sayılı Kanun kapsamında emekli olabilmek için aranan 25 yıllık sigortalılık süresini ve 5.000 prim gün sayısını zaten doldurmuştu. Ancak dönemin mevzuatına göre tahsis talep tarihinden önceki son 7 yılda hangi kurumda daha fazla hizmeti varsa emeklilik o kurumdan yapılıyordu; davacının son 7 yılında Bağ-Kur sigortalılığı ağır bastığından, kendisine 1479 sayılı Kanun (Bağ-Kur) kapsamında aylık bağlandı ve bunun için Bağ-Kur'da ayrıca 9.000 gün prim şartını doldurması gerekti. Davacı, Bağ-Kur hizmetleri hesaba katılmaksızın, yalnızca SSK hizmetleri üzerinden aylık bağlanmasını istedi; bu yöndeki idari başvurusu Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından reddedilince dava açtı ve SSK hizmetleri esas alınarak bağlanacak aylık ile daha önce ödenen düşük aylık arasındaki farkın faiziyle birlikte tahsilini talep etti.
Davalı SGK, davanın hak düşürücü süreden reddedilmesi gerektiğini ve kendi işlemlerinin mevzuata tam uygun olduğunu savunarak davanın reddini istedi.
Mahkemenin Değerlendirmesi
İş Mahkemesi 07.05.2019 tarihli, 2017/195 Esas, 2019/195 Karar sayılı kararıyla davayı kabul etti: davacıya Bağ-Kur hizmetleri dışlanarak, yalnızca SSK hizmetleri üzerinden 01.04.2002 tarihinden itibaren aylık bağlanması gerektiğinin tespitine ve doğan fark aylık/faiz alacağının (8.654,29 TL fark aylık, 6.692,48 TL faiz) davalıdan tahsiline karar verdi. Gerekçede, emsal kararlara atıfla sigortalının hizmet birleştirmesine zorlanamayacağı ve iradesine üstünlük tanınması gerektiği vurgulandı. Bölge Adliye Mahkemesi bu kararı 04.03.2021 tarihinde onadı.
Ancak Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 20.02.2024 tarihli kararıyla dosyayı bozdu. Dairenin gerekçesi, davacının talebinin yalnızca 506 sayılı Kanun (SSK) kapsamındaki hizmetlerle sınırlı olmasına rağmen, mahkemenin talebi aşarak 5434 sayılı Kanun (Emekli Sandığı) hizmetlerini de birleştirmek suretiyle bilirkişi raporu aldırdığı yönündeydi; bu nedenle davanın, gerçek talep sınırları içinde ve davalı Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış hak da gözetilerek yeniden görülmesi gerektiğine hükmetti.
İlk Derece Mahkemesi bu bozmaya karşı direndi: dava dilekçesinin başında talebin Emekli Sandığı ve SSK sigortalılık sürelerinin birlikte gözetilmesine ilişkin olduğunun belirtildiğini, kararın da bu talep doğrultusunda kurulduğunu gerekçe gösterdi.
Uyuşmazlık bu haliyle Hukuk Genel Kurulu önüne geldi: davacının gerçek talebi yalnızca SSK hizmetleriyle mi sınırlıydı, yoksa 1479 sayılı Kanun (Bağ-Kur) kapsamı dışında kalan SSK+Emekli Sandığı hizmetlerinin birlikte değerlendirilmesine mi yönelikti? Hukuk Genel Kurulu, dava dilekçesinin bütünü incelendiğinde sonuç talebinin "SSK hizmetleri doğrultusunda aylık bağlanması" olduğunun açık olduğunu, ön inceleme tutanağında da uyuşmazlığın bu şekilde (yalnızca SSK sigortalılığı yönünden aylığa hak kazanma) belirlendiğini ve davacı vekilinin bu tutanağı imzaladıktan sonra dilekçesini aynen tekrarladığını tespit etti. Bu çerçevede direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğuna oy birliğiyle karar verdi. Ne var ki Özel Daire (10. Hukuk Dairesi) ilk incelemesinde yalnızca bu talep aşımı meselesine odaklandığından, SGK'nın hak düşürücü süre ve faiz gibi diğer temyiz itirazlarını henüz incelememişti; Hukuk Genel Kurulu bu nedenle dosyayı, kalan itirazların incelenmesi için tekrar Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'ne gönderdi. Dolayısıyla dava, bu kararla kesin olarak sonuçlanmış değil; SGK'nın diğer itirazları hâlâ 10. Hukuk Dairesi'nin önünde.
Kararın Önemi
Basında bu karar sıklıkla "sigortalılar artık hizmet birleştirmeye zorlanamayacak, milyonları ilgilendiren emsal karar" şeklinde büyük bir genel ilke olarak sunuldu. Kararın tam metni incelendiğinde asıl mesajın biraz daha teknik ve dar olduğu görülüyor: mahkemeler, davacının dava dilekçesinde açıkça belirttiği talebin dışına çıkarak karar veremez; talep aşımı (HMK m.24 ve m.119 çerçevesinde) bozma nedenidir. Somut olayda davacının talebi SSK hizmetleri üzerinden aylık bağlanmasıyla sınırlı olduğundan, ilk derece mahkemesinin bu sınırlar içinde karar vermesi Hukuk Genel Kurulu tarafından doğru bulundu.
Yine de kararın pratik sonucu, benzer durumdaki sigortalılar için gerçekten önemli: birden fazla sosyal güvenlik kurumuna (SSK/4-1a, Bağ-Kur/4-1b, Emekli Sandığı/4-1c) tabi hizmeti bulunan ve "son 7 yıl kuralı" ya da benzer düzenlemeler nedeniyle aleyhine sonuç doğuran bir kuruma yönlendirilen sigortalılar, dava dilekçelerini hangi kurumun hizmetleri esas alınarak aylık bağlanmasını istediklerini açıkça ve tek anlama gelecek şekilde belirterek hazırlarsa, mahkemenin bu talebin dışına çıkması bozma nedeni sayılabiliyor. Dilekçenin bu netlikte yazılmaması hâlinde ise, tıpkı bu dosyanın önceki aşamalarında yaşandığı gibi, talep aşımı gerekçesiyle yıllar süren bir bozma-direnme sürecine girilmesi riski var.
Sıkça Sorulan Sorular
Bu karar, hizmet birleştirmenin artık tamamen isteğe bağlı olduğu anlamına mı geliyor?
Hayır, kararın kendisi böyle genel bir kural koymuyor. Hukuk Genel Kurulu, somut davada mahkemenin davacının dilekçesinde açıkça belirttiği talebin (yalnızca SSK hizmetleri üzerinden aylık bağlanması) dışına çıkmadan karar vermesi gerektiğine hükmetti. "Sigortalı iradesi esastır" ilkesi, kararda ilk derece mahkemesinin kendi gerekçesinde önceki emsal kararlara atıfla dile getirdiği bir husustur.
Dava kesin olarak sonuçlandı mı?
Hayır. Hukuk Genel Kurulu yalnızca "talep aşımı" konusundaki direnmeyi onadı; SGK'nın hak düşürücü süre ve faiz alacağına ilişkin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya tekrar Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'ne gönderildi.
Benzer durumdaki bir sigortalı için bu karardan çıkarılacak en somut ders nedir?
Emeklilik/aylık bağlanmasına ilişkin davalarda talebin, hangi kurumun (SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı) hizmetleri esas alınarak aylık bağlanmasının istendiği konusunda hiçbir tereddüde yer bırakmayacak netlikte yazılması gerekiyor. Belirsiz veya çelişkili bir talep, yıllar sürebilecek bir bozma-direnme sürecine yol açabiliyor.
"Son 7 yıl kuralı" hâlâ geçerli mi?
Bu kararın konusu, son 7 yıl kuralının kendisinin geçerliliği değil, bu kural nedeniyle aleyhine sonuç doğan bir sigortalının açtığı davada mahkemenin talep sınırlarına uyup uymadığıdır. Kuralın kendisinin hukuka uygunluğu bu kararla tartışılmamıştır.
Bu yazı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2025/565 E., 2026/259 K. sayılı ve 15.04.2026 tarihli kararının tam metnine dayanan genel bilgilendirme amaçlı bir içeriktir. Somut bir emeklilik/hizmet birleştirme uyuşmazlığındaki haklarınız için büromuzla iletişime geçebilirsiniz.
Kararın tam metnini görmek için tıklayın
Hukuk Genel Kurulu 2025/565 E. , 2026/259 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2024/267 E., 2024/478 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 20.02.2024 tarihli ve
2021/5616 Esas, 2024/1542 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tespit ve alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun'un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davacı vekilinin temyize cevap dilekçesinde talep ettiği duruşma talebinin reddine karar verilip Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin 6730 gün Sosyal Sigortalar Kurumuna (SSK), 450 gün Emekli Sandığına ve 2092 gün Bağ-Kur'a tâbi hizmetinin bulunduğunu, 506 sayılı Kanun kapsamında emekli olabilmek için gerekli olan 25 yıl sigortalılık süresi ve 5000 prim gün sayısını doldurmasına rağmen 28.03.2002 tahsis talep tarihinden önceki son 7 yılda Bağ-Kur sigortalılığının fazla olması ve Bağ-Kur kapsamında da 9000 gün gerekmesi nedeniyle bir yıl daha beklemek zorunda kaldığını, emeklilik şartlarının ağırlaştığını ve daha düşük aylık bağlandığını ileri sürerek SSK'dan emeklilik şartlarını yerine getirmiş olan müvekkiline Bağ-Kur hizmetleri dikkate alınmaksızın SSK kapsamında geçen hizmetleri doğrultusunda yaşlılık aylığı bağlanmasına ve eksik ödenen aylıkların faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... (SGK/Kurum) vekili; davanın hak düşürücü süreden reddi gerektiğini, Kurum işlemlerinin mevzuata uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 07.05.2019 tarihli ve 2017/195 Esas, 2019/195 Karar sayılı kararı ile; davacının 6730 gün SSK, 450 gün Emekli Sandığı ve 2092 gün Bağ-Kur prim gün sayısının bulunduğu, tahsis talep tarihi itibariyle son 7 yılda Bağ-Kur sigortalılığı fazla olduğundan davacıya Bağ-Kur kapsamında yaşlılık aylığı bağlandığı, davacının Bağ-Kur hizmetleri olmaksızın aylık bağlanmasına ilişkin Kuruma yaptığı zorunlu başvurunun reddedildiği, emsal kararlarda da belirtildiği üzere sigortalının hizmet birleştirmesine zorlanamayacağı ve iradesine üstünlük tanınması gerektiğinden davacıya Bağ-Kur hizmetleri dikkate alınmadığı takdirde son 7 yıllık süre içerisinde SSK hizmetleri fazla olduğundan 506 sayılı yasa kapsamında aylık bağlanması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, davacıya 01.04.2002 tarihi itibariyle yalnızca 506 sayılı Kanun kapsamındaki hizmetler nedeniyle aylık bağlanması gerektiğinin tespitine, 01.04.2002 tarihi itibariyle davacının aylığının 234,39 TL olduğunun ve 25.05.2012 tarihine kadar toplam 8.654,29 TL fark aylık alacağı ile 6.692,48 TL faiz alacağı olduğunun tespitine, kararın infazı sırasında Kurum tarafından ödeme yapılana kadar fark aylık ve faiz alacağının hesaplanarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 04.03.2021 tarihli ve 2019/1479 Esas, 2021/245 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"...Eldeki davada ise davacının talebinin sadece 506 sayılı Kanun kapsamında geçen hizmetler ile aylık bağlanmasına yöneldiği, buna göre davacının talebinin aşılarak 5434 hizmetlerinin de birleştirilmek suretiyle hesap raporu aldırıldığının anlaşılması karşısında, bu hizmetin de dışlanması ile talebe göre, sadece 506 sayılı Kanun kapsamındaki hizmetlere göre aylık bağlanması gereğinin gözetilmemesi, usul ve yasaya aykırı olduğu gibi, 01.04.2002 tarihinden itibaren dava tarihi itibari ile ödenmesi gereken aylık tutarları ve ödenen aylıklar arasındaki farkların öncelikle davalı Kurumdan sorulması ile davacının gelen miktara itirazının bulunmaması halinde, bu tutarın esas alınması, itirazı olursa veya Kurumdan aylığın hesabına ilişkin bir cevap alınamaması halinde, davacı bakımından 506 sayılı Kanun kapsamında geçen hizmetleri ve prime esas kazançlarına göre, aylığın başlangıç itibari ile ne miktarda olması gerektiği hususunda denetime elverişli bir rapor aldırılarak, dava tarihi itibari ile hesap yaptırılması ile davacının temyizi olmaması karşısında davalı Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın da gözetilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..
.." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma kararında 5434 sayılı Kanun kapsamındaki hizmetlerinin birleştirilmesi talep edilmemesine rağmen talep aşılarak birleştirildiği belirtilmişse de dava dilekçesinin başında dava açıklanırken talebin Emekli Sandığı ve SSK sigortalılık süreleri gözetilerek yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine ilişkin olduğunun açıkça belirtildiği ve bu talep doğrultusunda hüküm kurulduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili, davacının talebinin sadece 506 sayılı Kanun kapsamında geçen hizmetler ile aylık bağlanmasına yönelik olduğu, Kuruma başvuru şartı yerine getirilmeden ve hak düşürücü süre geçtikten sonra davanın açıldığını, Kurumun kusur ve ihmâlinin bulunmadığını, davacıya faiz ödenmemesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının talebinin yalnızca 506 sayılı Kanun kapsamında geçen hizmet süreleri ile aylık bağlanmasına mı yoksa 1479 sayılı Kanun kapsamı dışında kalan 506 sayılı ve 5434 sayılı Kanun kapsamında geçen süreler dikkate alınarak aylık bağlanmasına mı yönelik olduğu buradan varılacak sonuca göre bozma kararında belirtilen araştırma ve incelemeler yapılarak bu doğrultuda alınacak bilirkişi raporu kapsamında davalı Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış hak da gözetilerek karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 24, 119. maddeleri.
2. Değerlendirme
Somut olayda 6730 gün SSK'ya, 450 gün Emekli Sandığına ve 2092 gün Bağ-Kur'a tâbi hizmeti bulunan ve 01.04.2002 tarihinden itibaren 1479 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı bağlanan davacının, Bağ-Kur hizmetleri dikkate alınmaksızın yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin Kuruma yaptığı başvurunun reddedilmesi üzerine eldeki davanın açıldığı, dava dilekçesinin başında dava konusu açıklanırken "Bağ-Kur sigortalısı olarak geçen sürenin 2829 sayılı Kanun gereğince hizmet birleştirmesi yapılmaksızın Emekli Sandığı ve SSK sigortalılık süreleri gözetilerek yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinini tespiti istemine ilişkindir" ifadesinin yer aldığı, dilekçenin sonuç ve istem kısmının "..Bağ-Kur hizmetlerinin iptal edilerek Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi hizmetleri doğrultusunda emekli maaşı bağlanması.." şeklinde yazıldığı, ön inceleme tutanağında ise uyuşmazlığın "Dosyanın incelenmesinde; davanın yalnızca 4-1a sigortalılığı yönü ile yaşlılık aylığına hak kazandığına tespitine ilişkin olduğu, tarafların üzerinde anlaştıkları hususların bulunmadığı anlaşıldı" olarak belirlenerek tutanağın imza altına alınmasından sonra davacı vekilinin dava dilekçesini tekrar ettiğini beyan ettiği anlaşılmıştır.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının talebi Bağ-Kur hizmetleri dikkate alınmaksızın SSK hizmetleri kapsamında yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin olup yargılamada Emekli Sandığı hizmetlerinin aylık bağlanırken kapsam dışı bırakılması talep edilmemiştir. Neticeten aylık bağlanacak Kurum konusunda sonuç talebin SSK olduğunun belirtildiği, dava dilekçesinin başında da Emekli Sandığı ve SSK kapsamında sigortalılık süreleri gözetilerek yaşlılık aylığı bağlanması talebi de açıkça beyan edildiğinden dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçimi göz önüne alındığında direnme kararının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Hâl böyle olunca direnme kararı usul ve yasaya uygundur.
Ne var ki, Özel Dairece bozma nedenine göre davalı Kurum vekilinin diğer temyiz itirazları incelenmediğinden bu yönde inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Direnme uygun bulunduğundan davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
15.04.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.